Bir Paris oteli: Naziler öncesi radikaller, savaş dönemi istihbarat ve sürgün dönüşleri

İngiliz tarihçi ve yazar Jane Rogoyska, HistoryExtra podcast bölümünde Paris'in tek bir otelinin, yaklaşık 15 yıllık dönemde nasıl üç tamamen farklı kimliğe büründüğünü anlattı. Hôtel Lutetia adıyla bilinen 6. arrondissement'taki bu büyük otel, 1930'larda Avrupa'nın anti-faşist radikallerinin gizli toplantı yeri olarak hizmet etti. İkinci Dünya Savaşı'nın işgali sırasında ise Alman Abwehr istihbarat servisinin Paris merkezine dönüştü. Savaştan sonra Nazi kamplarından dönen Fransız vatandaşların alındığı resmi karşılama merkezi olarak yeniden işlev kazandı.
Rogoyska'nın anlattığına göre Hôtel Lutetia, 1910'da Bonifacio ailesinin yaptırdığı, Boulevard Raspail'in başında Belle Époque tarzında inşa edilmiş 270 odalı bir oteldir. James Joyce, André Gide, Pablo Picasso ve Charles de Gaulle gibi Avrupa kültür dünyasının ünlü isimleri 1920-1930'lu yıllarda otelde misafir oldu. Tarihçinin podcast bölümünde belirttiğine göre bu döneme ait misafir kayıtları 1940'ta Almanya'nın gelmesi ile imha edildi; mevcut çağdaş kayıtlar yalnızca otel bültenlerinden ve röportajlardan derlendi.
1933-1939 döneminde, Avrupa'nın gelişen anti-faşist hareketinin merkezi olarak Hôtel Lutetia, gizli toplantılara ev sahipliği yaptı. Rogoyska'nın araştırmaları, otelin Alman komünist parti üyesi Klara Zetkin, Avusturyalı yazar Stefan Zweig ve İspanyol gizli polis muhalifi Manuel Azaña gibi siyasi sürgünleri ağırladığını gösteriyor. Tarihçi, 'Bu dönemde otel, Avrupa anti-faşist hareketinin Paris'teki merkezlerinden biri olarak işlev gördü' dedi.
1940'ta Almanya'nın Fransa'yı işgali ile Hôtel Lutetia, Alman istihbarat servisi Abwehr'in Paris merkezi olarak el konuldu. Abwehr başkanı Wilhelm Canaris ve onun Paris'teki yardımcısı Friedrich Rudolf, otelin üst katlarını ofis olarak kullandı. Rogoyska, Heinrich Himmler'in eski yardımcısının savaş sonrası hatıratını referans gösterdi: 'Lutetia, Paris'in Alman istihbarat operasyonları için en uygun merkeziydi.'
İstihbarat tarihçisi Dr. Roderick Bailey, HistoryExtra'ya yaptığı yorumda 'Lutetia'nın Abwehr için kullanımı, bir kez Fransız direnişiyle ilgili istihbarat operasyonlarının da kapsadığını gösterdi. Otelin çatı katındaki gözetleme noktaları, Sorbonne ve diğer üniversite kampüslerinden direniş hücrelerini izlemek için kullanıldı' dedi. Bailey, savaşın sonunda otelin Alman tarafı hızla terk ettiğini ekledi.
Savaş sonrası 1944-1947 döneminde Hôtel Lutetia, Charles de Gaulle önderliğindeki geçici Fransız hükümetinin Nazi kampları sürgünlerine yönelik en önemli karşılama merkezine dönüştürüldü. Auschwitz, Dachau ve Buchenwald'dan dönen Fransız vatandaşları otelin koridorlarında karşılandı. Aile fertleri için bir 'eşleştirme paneli' olarak kullanılan otelin lobi duvarları, sürgünlerin fotoğrafları ve isimleriyle kaplandı.
Rogoyska podcast'te 'Bu döneme ait fotoğraflar, otelin neredeyse tamamen sürgün karşılamak için sahip olunan resmi bir kamu binası olarak yapılandırıldığını gösteriyor. Misafir odaları geçici barınma alanlarına dönüştürüldü; restoranlar, sürgünlerin ücretsiz olarak yemek aldığı yer haline geldi' dedi. Yaklaşık 18.000 Fransız sürgününün ilk üç ay süresince Hôtel Lutetia üzerinden geçtiği tarihçi tarafından belgeleniyor.
Hôtel Lutetia, 2018'de Alman jeneral Karl Oberg'in oğlu Henning Mankell'in yazdığı bir romana ilham verdi. Roman, otelin üç dönemini de bir karakterin gözünden anlatıyor. Mankell, kitabın tanıtım röportajında 'Otel, Paris'in 1930-1947 arası tarihsel dönüşümünün canlı bir tanığıdır. Bina değişmedi ama içindeki insanlar tamamen değişti' dedi.
Bugün Hôtel Lutetia, 5 yıldızlı bir Çağdaş Avrupa lüks oteli olarak hizmet veriyor. The Set Hotels grubuna ait olan otel, 2014-2018 arasında 200 milyon euro'luk bir restorasyon süreci geçirdi. Otelin lobi sergi alanında, savaş sonrası karşılama dönemini belgelemek için kalıcı bir tarih sergisi açıldı. 'Lutetia'nın Üç Yüzü' adlı sergi, Rogoyska'nın araştırma kaynaklarına dayanıyor.
Bu yazı bir tarih ve kültürel miras haberidir; tarihsel araştırma alanı dışında tıbbi, kültürel sanat veya politik tavsiye olarak değerlendirilmemelidir. Tarihsel olayların yorumlanmasına ilişkin tüm değerlendirmeler, Rogoyska'nın yayımlanmış araştırma kaynaklarına dayanmaktadır.