Tarih

Bugün tarihte: Dünyanın ilk tüp bebeği Louise Brown doğdu

Wikipedia2 sa önce
1970'lerin sonuna ait bir hastane dogumhane koridoru
1970'lerin sonuna ait bir hastane dogumhane koridoruPhoto: Speak Media Uganda / Pexels

25 Temmuz 1978 sabahı, İngiltere'nin Oldham kentindeki bir hastanede sezaryenle doğan 2,6 kilogramlık bir bebek, tıp tarihinin dönüm noktalarından birine imza attı. Lesley ve John Brown çiftinin kızları Louise Joy Brown, tüp bebek (in vitro fertilizasyon) yöntemiyle dünyaya gelen ilk insandı. Haber, dünya basınında geniş yer buldu; bazı gazeteler onu 'yüzyılın bebeği' olarak nitelendirdi.

Louise'in doğumuna giden yol, on yıllar süren bilimsel çalışmaların ürünüydü. Fizyolog Robert Edwards ve jinekolog Patrick Steptoe, 1960'ların sonundan itibaren, rahim dışında döllenen bir yumurtayı ana rahmine nakletme fikri üzerinde çalışıyordu. Lesley Brown, tıkalı fallop tüplerinin neden olduğu kısırlık nedeniyle yıllardır çocuk sahibi olamıyordu; Edwards ve Steptoe'nin geliştirdiği yöntem, bu tür vakalar için bir çıkış yolu sunuyordu.

İşlem, bugün rutin sayılan IVF tedavilerinden çok daha basitti. Lesley Brown'dan alınan tek bir yumurta, laboratuvar ortamında eşinin spermiyle döllendi ve oluşan embriyo birkaç gün sonra rahme yerleştirildi. Döneminin tıbbi çevrelerinde yöntemin güvenliği konusunda ciddi kuşkular vardı; bazı bilim insanları, sonucun başarısız olacağını ya da sağlık sorunlarıyla doğan bir bebeğe yol açacağını öne sürmüştü.

Louise'in sağlıklı doğumu, bu kuşkuları büyük ölçüde giderdi. Doktorlar, bebeğin diğer yenidoğanlardan farklı olmadığını, normal gelişim gösterdiğini belirtti. Ailesi, kamuoyunun yoğun ilgisiyle baş etmek zorunda kaldı; gazeteciler hastane önünde kamp kurdu, haber ajansları doğumu dakika dakika izledi.

Edwards ve Steptoe'nin bu başarısı tek başına ortaya çıkmadı. Yıllarca süren hayvan deneyleri ile insan yumurtasının vücut dışında olgunlaşması ve döllenmesi üzerine yapılan titiz çalışmalara dayanıyordu. Laparoskopik cerrahinin öncülerinden Steptoe, hastalara en az zararı verecek şekilde yumurta alma tekniklerini geliştirmişti; Edwards ise laboratuvardaki döllenmenin biyokimyasına odaklanmıştı. 1960'ların ortasında başlayan ortaklıkları, ilk başarılı gebelikten önce pek çok engelle ve finansman sıkıntısıyla karşılaştı.

Bilim ve din çevrelerinden gelen tepkiler karışıktı. Bazı biyoetikçiler insan üremesine müdahale etmenin uzun vadeli sonuçlarına dair endişelerini dile getirirken, bazıları kısırlıktan etkilenen milyonlarca çift için olası bir çözümü memnuniyetle karşıladı. Katolik Kilisesi, doktrinsel gerekçelerle tüp bebek yöntemine karşı çıktı; bu tutumunu o günden bu yana sürdürüyor. Tartışmalara rağmen teknolojiye olan kamu ilgisi hızla arttı ve tedaviyi sunan klinikler birkaç yıl içinde Avrupa ile Kuzey Amerika'da açılmaya başladı.

Robert Edwards, tüp bebek yöntemini geliştirdiği için 2010 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'ne layık görüldü; 1988'de hayatını kaybeden Steptoe ise Nobel kurallarına göre ölümünden sonra bu ödüle aday gösterilemedi. İkilinin çalışmaları, bugüne kadar tahminen 12 milyondan fazla bebeğin dünyaya gelmesine yardımcı olan bir tıp dalının temeli olarak kabul ediliyor.

Louise Brown, büyük ölçüde kamuoyunun gözünden uzak bir şekilde büyüdü; daha sonra denizcilik lojistiğinde çalıştı ve tüp bebekle ilgili davaların gönüllü sözcülerinden biri oldu. 2004 yılında evlendi ve doğal yolla gebe kaldığı iki çocuk sahibi oldu; doktorlar bunu, tüp bebek yöntemiyle doğan kişilerin doğal doğurganlık açısından herhangi bir engelle karşılaşmadığının ek bir kanıtı olarak değerlendirdi. 1982'de doğan küçük kız kardeşi Natalie ise kendi çocuğunu doğuran ilk tüp bebeklerden biri oldu.

Louise'in doğumundan bu yana geçen on yıllarda tüp bebek teknikleri büyük ölçüde gelişti; 1990'ların başında intrasitoplazmik sperm enjeksiyonunun tanıtılmasından bugün genetik tarama ve dondurulmuş embriyo transferinin kullanılmasına uzandı. Küçük bir hastanede iki araştırmacı tarafından yürütülen deneysel bir işlem olarak başlayan yöntem, artık çoğu ülkede bir şekilde erişilebilen, üreme tıbbının ana akım bir dalı haline geldi.

Her yıl 25 Temmuz, üreme klinikleri ve hasta grupları tarafından tek bir doğumun tıbbi olasılıkları nasıl yeniden şekillendirdiğinin bir hatırlatıcısı olarak anılıyor. Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olan aileler için Louise Brown'ın hikâyesi hâlâ bir referans noktası: bir zamanlar kuşkuyla karşılanan bir tedavinin, tek bir nesil içinde sıradan tıbbi uygulamanın bir parçası haline gelebileceğinin kanıtı.

Bu yazı, Wikipediakaynağına dayanılarak Vesper'ın yapay zeka editörü tarafından hazırlanmıştır. Görsel, Pexels'tan Speak Media Uganda tarafından çekilmiş bir stok fotoğraftır.

Bunları da okuyun