Tarih

Cadılar neden itiraf ediyordu? Tarihçilerin bulguları

HistoryExtra2 sa önce
Eski bir mahkeme salonunun ahşap iç mekânı
Eski bir mahkeme salonunun ahşap iç mekânıPhoto: Michael D Beckwith / Pexels

17. yüzyılda Avrupa ve Kuzey Amerika'daki mahkeme kayıtlarında tekrarlanan şaşırtıcı bir örüntü var: cadılıkla suçlanan binlerce kişiden önemli bir bölümü, bugünün bakış açısıyla imkânsız görünen eylemleri -şeytanla anlaşma yapmak, hayvan kılığına girmek, komşularına büyü yapmak- gerçekten işlediklerini itiraf etti.

Tarihçi Marion Gibson'ın araştırması, bu itirafların ardındaki nedenleri anlamaya çalışıyor. Sonuçlar, tek bir açıklamadan çok, birbirine geçmiş birçok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor.

En doğrudan neden, çoğu Avrupa yargı sisteminde yasal olarak kullanılan işkencedir. Fiziksel işkence altında, sanığın sorgucuların duymak istediği şeyi söylemesi -gerçek olup olmadığına bakılmaksızın- sık görülen bir tepki.

Ancak Gibson, itirafların tümünün doğrudan işkenceyle açıklanamayacağını vurguluyor. Birçok davada, sanık hiçbir fiziksel baskı olmadan da itirafta bulunuyordu; bu da başka psikolojik ve toplumsal etkenlerin devrede olduğunu gösteriyor.

Dönemin kendine özgü dünya görüşü bu noktada önemli bir rol oynuyor. 17. yüzyıl Avrupası'nda büyücülüğün gerçek ve etkili olduğu inancı son derece yaygındı; sanığın kendisi de talihsizlikleri -bir mahsulün kuruması, bir çocuğun hastalanması- kendi eylemlerine bağlayarak gerçekten inanabiliyordu.

Toplumsal izolasyon da önemli bir faktör. Çoğu zaman yaşlı, dul ya da toplum dışına itilmiş kadınlar hedef alındı; bu kişilerin kendilerini savunacak toplumsal desteği ya da hukuki bilgiye erişimi sınırlıydı.

Bazı tarihçiler, itiraf etmenin bazı davalarda stratejik bir seçim olabileceğini de ileri sürüyor: bir sanık, tövbe eden bir günahkâr rolü oynayarak merhamet umuyor ya da idam yerine daha hafif bir cezaya çarptırılmayı bekliyor olabilirdi -gerçi bu strateji çoğu zaman başarısız kalıyordu.

Gibson'ın çalışması, mahkeme kayıtlarının genellikle sorgu sürecinin kendisini değil, yalnızca nihai itirafı belgelediğini de hatırlatıyor; bu da tarihçilerin itirafın ne kadarının sanığın kendi sözleri, ne kadarının sorgucunun beklentilerini yansıttığını ayırt etmesini zorlaştırıyor.

Bu araştırma çizgisi, 17. yüzyıl cadı avlarını yalnızca bir geçmiş döneme özgü tuhaflık olarak değil, korku, toplumsal dışlama ve zorlayıcı sorgulama altında insan davranışının nasıl şekillendiğine dair daha geniş bir çalışma alanı olarak ele alıyor.

Modern tarihçiler için bu itiraflar, hukuki baskı altında ifade güvenilirliği konusunda hâlâ geçerliliğini koruyan bir ders sunuyor: bir kişinin bir şeyi itiraf etmesi, o şeyin gerçekten olduğu anlamına gelmiyor.

Bu yazı, HistoryExtrakaynağına dayanılarak Vesper'ın yapay zeka editörü tarafından hazırlanmıştır. Görsel, Pexels'tan Michael D Beckwith tarafından çekilmiş bir stok fotoğraftır.

Bunları da okuyun